Çeçenistan da Yaşanan Gerçekler
Deşifre Programı 1. Bölüm
Çeçenistan da Yaşanan Gerçekler
Deşifre Programı 2. Bölüm
insana benzeyen balık
14/5/2006Irak Körfezi’nde karaya vuran ve insana benzeyen canlı vatandaşların ilgi odağı haline geldi. Gören vatandaşlar tarafından ‘denizkızı’ olarak adlandırdıkları canlının ağız ve göz yapısının insana benzemesi dikkatlerin bu canlıda toplanmasına neden oldu. Başında Kur’an’dan ayetler okuyan vatandaşların denizkızı kabul ettikleri canlının Hypotremata ailesine ait bir vatoz cinsi bir balık olduğunu belirten bilim adamları, canlının ilginç olduğunu ama, tek, farklı ve bilinmeyen tür gibi gösterilmesinin yanlış olacağını belirttiler.
Sizce Kim Şanslı
20/3/2006Bir gün otobüse binip evime gideceğim sırada otobüs durağında bekleyenlerden 3 kişi gözüme çarptı bu kişiler konuşma özrü olan insanlardı. Ağızları olmadan birbirleriyle iletişime geçiyorlardı o anda aklıma ahiretteki halimiz geldi de düşünceye daldım bizde Allahın huzuruna kısmet olupta çıkarsak ağzımız olmadan konuşacağız bizlerinde ağzı susacak organları konuşacaktı.Kendi kendime dedimki bizler o zaman susacağız bedenimiz konuşacak bu insanlar şimdiden organlarıyla konuşmayı öğenmişler o halde bizim onlardan bir üstünlüğümüz yok tam tersi onların bizden bi üstünlüğü var onlar bizim hocamız sayılır çünkü bedeniyle konuşmayı en iyi kimden öğrenebilirdik ki.Sonra ayakları doğuştan olmayan insanları düşündüm o insanların ayaklarının olmaması beklide onları üzmüştür mutsuz etmiştir.
Başkaları gibi neden kendisininde yürüyemediği başka insanlar gibi her istediği yere gidebilmeyi oda belki çok isterdi. Ama dedim ki kendime bu onlar için bir hediyedir bence çünkü o insanlar isteseler de kötü yerlere gidemeyeceklerdir. Bunu yapmadıkları için ahiret günü ayakları onların aleyhine şahit olmayacaktır. Bu özelliklerinden dolayı bence onlar bizden bir adım daha öndedirler. Çünkü ayakları olan insanlar istemeselerde bazen nefsine uyup kötü yerlere giderler ama ayakları olamayan insan bunu yapamaz. Bence bu durum ayakları olmayan insanları daha şanslı kılar.
Sonra dilsiz insanların bizden şanslı olduğu aklıma geldi çünkü dilsiz kişiler isteseler de kötü laf edemeyeceklerdir.Bu nedenle ahirette dil o kişinin aleyhine şahitlik yapamayacak.
Aklıma sağır kulakları duymayan bir insanın hali geldi o insan ki kulaklarıyla başkalarının hakkında söylenenleri duymayacaktır. Buda onu gıybetten uzak tutar .Ahirette onunda kulakları aleyhine şahitlik yapamayacaktır.
Birde gözleri görmeyen bir kişi geldi aklıma o adam ki görmeyen gözlerinden dolayı beklide hayata küsmüştür beklide hayatı hep karanlık görüyordur.Ama o adamın görmeyen gözleri ona kötülükleri haram olanları insanlara yasak olanı görmesini engellemiştir.Bence bu onun bizden daha çok aydınlığı göreceğine delildir.Çünkü önemli olan gözler değil gönül gözüdür o adamın gözleri hiç haramı görmediği için gönül gözündeki ışık sönmemiştir.Ya bizler her gün harama bakıyoruz gönül gözümüzün ışığı söndü.Ahirette o adamında gözleri onun aleyhine şahitlik yapamayacaktır.Çünkü olamayan bişey nasıl şahitlik yapar.
Sizce Kim Şanslı
DİKKAT
Bu hafta sizlere hala kızıl Çin esareti altında inleyen ve o teröristlerin haklarını savunmaktan başka bir melanet yemeyen insan hakları örgütlerinin görmezden geldiği Doğu Türkistan;dan küçük bir kardeşimizin e-posta aracılığıyla bizlere ulaşan çığlığını yazacağım. Esaret altındaki Türklerin ibadetlerini bile yapamayışını hep birlikte göreceğiz
Benim adım Aziz Tursuncan. Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi'ye oldukça yakın olan Beşbalık'ta ilk okula gidiyorum. Bugün Ramazanmış. Gece vakti ne olduğunu anlayamadım ama babam gelerek birden beni yatağımdan kaldırdı.
- Ne oldu baba? diye sordum
- Bugün Ramazan'ın ilk günü. Müslümanlar oruç tutar. Oruç tutmak için ise sahura kalkarız. Bu sünnettir...
Gece vakti yenilen yemeğin ismi sahurmuş. Babam elimden tuttu ve beni yemek için mutfağa doğru götürdü. Hayret acaba niye ışıkları yakmamışlar?
Elimi ışığı yakmak için uzatırken babam beni engelledi
- Yapma yavrum; Hıtaylar (Çinli'ler) sahura kalktığımızı görürse bizi hapse atarlar.
- Ama onlara ne oluyor baba?
- Onlar kafir oğlum. Bizi dinimizden soğutmak için ellerinden geleni yaparlar. Unutma ağabeyin, Barın Cihadında şehid edilmişti. Sana anlatmıştım. Hatırlamıyor musun?
Evet hatırlıyordum. Allah'ın ismini yüceltmek için ağabeyin şehid oldu demişti babam. Uygurların bağımsızlığı için.
Saat 06.00 olmuş. Annem beni yatağımdan kaldırdı.
- Unutma oğlum. Bugün oruçlusun. Akşama kadar hiç bir şey yemeyecek ve içmeyeceksin. Söz mü?
- Söz...
Annem beni okula bırakırken sabahları Hitay öğretmenlerin bizlere zorunlu olarak yaptırdıkları spor için herkes sıraya girmeye başlamıştı bile...
Sabah sporunu tamamladıktan sonra; sınıflara geçtik. Bu arada saat 07.00 olmuştu. Hitay öğretmenimiz bize anlayamadığımız bazı şekiller ile Hitayca öğretmeye çalışıyor ve Uygurca konuştuğumuz zaman bizi dövüyor. Hiç anlayamıyorum...
Vakit geçiyor ve öğlen tatili yaklaşıyordu. Öğlen tatilinden önce ki son teneffüste Hitay öğretmen beni yanına çağırdı. Çok güzel bir Uygurca ile;
- Gel bakalım Tin Suan. (Bana verdikleri Hitayca isimdi bu) Seninle biraz konuşalım. Annen, baban nasıl; diye sordu...
Benimle böyle yakından ilgilenmesi çok hoşuma gitmişti. Galiba artık dayak yemeyeceğim diye düşünüyordum.
- Çok iyiler öğretmenim. - Siz evde neler yapıyorsunuz çok merak ediyorum?
Hadi bana dün akşamdan beri neler yaptığınızı vaktinizi nasıl geçirdiğinizi anlat bakalım...
Öğretmenimin benimle ilgilenmesini kıskanan arkadaşlarım olduğunu bilerek keyifle cevap verdim;
- Akşam babam geldi. Onunla oturduk akşam yemeği yedik. Televizyon seyrettik. Sonra da yattım.
- Bu kadar mı?
- Haa, birde gece kalkıp yemek yedik. Biz Müslümanız, oruç tutarmışız. O yüzdende gece yemek yemeliymişiz. Sonra aksama kadar hiç bir şey yememeliymişiz...
Öğretmenim birden ayağa kalktı ve okul müdürünün ve onun yanındaki asker kıyafetli adamın yanına doğru koşmaya başladı. Benimle ilgilenmekten vazgeçmişti anlaşılan. Beni göstererek bir şeyler anlatmaya başladı. Benim ne kadar iyi bir öğrenci olduğumu anlatıyordu muhakkak!
Öğle yemeğinden önceki son dersimizde bitmişti. Birazdan öğle yemeği vakti gelmişti. Birden aklıma annemin söyledikleri geldi. Ona söz vermiştim; yemek yemeyecektim. Demek ki o yüzden annem bugün öğle yemeği koymamıştı çantama. Zaten Hitay öğretmenler ve öğrenciler haricinde bize yemek vermiyorlar.
Hitay öğretmenim beni yanına çağırdı ve bugün öğle yemeğinin bedava olduğunu söyledi. Allah Allah? Normal zamanlarda bir kalem istediğimizde bile bize dayak atan Hitaylar yemek veriyorlardı?
-Teşekkür ederim öğretmenim ama ben yemek yiyemem. Çünkü bugün anneme söz verdim yemek yemeyeceğime dair.
Suratımda patlayan tokatın acısı akşam olmasına rağmen geçmemişti. Hitay öğretmen tokadı attıktan sonra zorla bana yemekte yedirmişti. Anneme söz vermiştim. Ne yapacağım şimdi?
Eve doğru giderken akan göz yaşlarıma hakim olamıyordum. Anlayamıyordum?
Müslüman olmak mı yasaktı? Uygur olmak mı? Yoksa anneye söz vermek mi yasaktı?
Birden aklıma yan evde oturan arkadaşım Rahimullah geldi. Babası ona Kur'an öğretirken yakalanmıştı ve babasıyla annesini hapse atmışlar Rahimullahı'da Urumçi'deki bir yetimhaneye vermişlerdi. Annemler konuşurken duymuştum. Rahimullah artık hiç Uygurca konuşmuyormuş. Ben Hitayim diyormuş...
Uzaktan evi goruyorum ancak evin önünde ki askeri arabada neyin nesi acaba? Yaklaştıkça annemi ve babamı askerlerin dövdüğünü gördüm. Babam Allah-u Ekber diye bağırıyor. Annem ise gözyaşları içerisinde. Onlara da doğru koşmaya başladım. Birden bir asker tuttu beni. Annem bağırmaya başladı;
-Bırakın oğlumu....
Arkasındaki askerin dipçik darbesi ile bana doğru devrildi annem. Artık hiç sesi çıkmıyordu. Babam ise gözleri ve elleri bağlanmış olmasına rağmen hala Allah-u Ekber diye bağırıyordu.
Beni tutan askerin elinden kurtulmaya çalışırken bir Hitay kadının bana doğru yaklaştığını gördüm. Beni tutan askere;
- Çocuk bu olmalı. Götürün, diye emir verdi...
- Bırakın beni nereye götürüyorsunuz? Babamı annemi istiyorum ben. Nereye götürüyorsunuz beni?
- Artik URMÇİ'de yeni bir evin olacak Tin Suan merak etme....
21.10.2005 12:19:13
Halil ÜLKER
www.yalova77.com
hangisi alim
4/3/2006bir gün bir köy varmış köyde çok alim insanlar varmış ancak bu kişiler köylünün gözünde alimlermiş yani kalplerinde takva olmayanlardanmışlar
bu köye bir gün hiç yağmur yağmaz olmuş bu alimlerle köylü tolanıp bi dağ başına yağmur duasına çıkmışlar ALLAHA dua etmişler ama nafile yağmur yine yağmamış sürekli o dağın başına çıkıp dua etmişler ama yinede yağmurdan damla yokmuş o köyde birde çoban yaşarmış köylünün küçümsediği fakir bir çobanmış kalbi iman dolu ALLAHI bilen gerçek bi takva sahibiymiş
o.dağda koyunlarını otlatırken köylünün haline üzülmüş çıkmış dağın en yüksek yerine
ALLAHIM demiş şimdi giderim köye senin ne kadar (affedici ne kadar bağışlayıcı tövbeleri kabul eden biri) oldunu herkese yayarım da sana ibadet edecek kul bulamazsın demiş.
ve biraz sonra gülümseme şeklinde bir şimşek çakmış yağmur yağmaya başlamış sizce alim olan o temiz yürekli çobanmı yoksa kalbinde takva olmayan alimlermi?
danimarka daki olay
1/3/2006
DANİMARKADAKİ OLAYLARA SİZLERDE DUR DEYİN
Aşağıdaki adrese girerek, sayfanın üstünden ilk mavi çerçeve içindeki 3 şıktan 2. sini Meinungsfreiheit endet generell dort, wo religiöse Gefühle verletzt werden cümlesini işaretleyiniz. Bir tıklamayla olsun bu çılgınlığa bir dur deyiniz. Ve lütfen bu mesajı ulaşabildiğiniz herkese iletiniz..
http://www.dw-world.de/dw/0,2142,7560,00.html
aşağıdaki malları kullanmamanız için daha ne gibi olayların olması gerekiyor
BİR GENCİN TÖVBESİ
26/1/2006
Bir derviş. Evden ayrılışında hanımına işe gidiyorum diyerek ayrılır, ancak doğru tekkeye gider ibadet ederdi. Akşam eve döndüğünde Hanımı: Ay sonu geldiğinde, yine evden ayrılmış, tekkeye gitmiş, ibadete koyulmuştu. Akşam eve döneceğinde bir düşünce kendisini aldı, ay sonu idi, hanıma ne diyecekti. Mahzun mahzun eve doğru yürüyordu. Sonunda eve yaklaştı. Evden leziz yemek kokuları etrafa yayılıyordu. Şaşırmıştı, kapıyı hanımı güler yüzle açar, içeri girerler olanları kocasına şöyle anlatır: Hanımından bu sözleri dinleyen derviş Allah'a şükredip, ibadetine devam etti.... Allah (c.c.) neye kadir değil ki !
Allahü teâlâ, peygamberi Musa aleyhisselâma hitap edip
" (Ey Musa! Filân mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefât etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür) buyurdu.
Hazret-i Musa, emir olunduğu mahalleye gitti.
Oradakilere:
-Bu gece, burada, Allahü teâlânın dostlarından biri vefât etti mi? diye sorunca:
-Ey Allahın peygamberi! Allahü teâlânın dostlarından hiç kimse vefât etmedi. Ama, filân evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. Fıskının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler.
Musa aleyhisselâm:
-Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler.
Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü.Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, Allahü teâlânın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı.Hazret-i Musa, yalvararak münacaat etti:
-Ey Rabbim! sen buyurdun ki, o''Benim dostumdur.'' İnsanlar ise fâsık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir?
Allahü teâlâ:
(Ey Musa! İnsanların onun için fâsık demeleri doğrudur. Ama, günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, Allah'ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!) buyurdu.
- Yiyecek bir şeyimiz yok biliyorsun, elin boş mu döndün, dediğinde de
- Çalıştığım zat öyle cömertki... Ondan para istemekden utanıyorum. Ay sonunda ücretimin tamamını toptan verecek, derdi.
- Kimin yanında çalışıyuorsan bey, gerçekten cömert biriymiş. Öğle sıraları idi, nur yüzlü iki zat kapıyı çaldı: "Bunlar beyinin iş ücretleridir. Eğer bundan sonra da işine devam eder ve daha fazla çalışırsa, ücereti daha da artacaktır" dediler ve taze kesilmiş koyun eti, çeşit çeşit yiyecek, hiç tatmadığım meyveler ve bir kese de altın verdiler. Allah razı olsun o kimseden. Açlıktan artık tahammülümüz kalmamıştı.
sahabeden kıssalar
12/1/2006peygamberimiz zamanındayız
peygambeimizin islamı anlatması için gönderilen elçiler şehit edilmişti
peygamberimiz çok üzülmüştü sahabelere hazırlanın dedi sefere çıkıyoruz
bütün sahabeler hazırlandı.ordunun yönü tebüktü.o yöne doğru ilerliyorlardı
ama içleinde biri vardı sürekli ALLAH RESULUNE dokunuyordu.bazıları bu kimdir dediler.onu bilenler anlatıyordu.bir gündü amcaları ona işkence yapmışlardı islamı kabul ettiği için.onu çırıl çıplak soymuşlardı.ama onun derdi ALLAH RESULUNE kavuşmaktı.bir çuval buldu ikiye böldü çuvalı üzerine geçirdi.giydiği çuvalla 500 km lik yolu yürümüştü.peygamberimizin yanına geldi sen kimsin dedi peygamberimiz.
senin adın ne dedi.ben dedi ABDULLAH BİN AMIR'ım hikayesini anlattı.peygamberimizn gözleri buğulandı.senin adın dedi bundan sonra (zulbicadeyn:iki çul sahibi adam)dedi.onun bu ismini sahabe çok sevmişti ona sürekli zulbicadeyn demişlerdi.peygamberimizin yanına gelmişti zülbücadeyn.peygamberimize demiştiki ben şehit olmak istiyorum bana kısmet olurmu?gittikleri yönde savaş yapmayacaklardı savaş çok uzaktı.onun bu isteği çok zordu.yine de şehit olmak istiyordu zülbicadeyn en büyük isteği buydu.peygambeimiz ona sadece hummaya yakalanırsan şehit olursun demişti.humma ateşli bir hastalıktı .
bir geceydi zulbicadeyn humma hastalığına yakalanmıştı.çok terliyordu ertesi gece şehit olmuştu.peygamberimiz ALLAHIN kendine gösterdiği kadar gaybı biliyordu...
MERHABA SEVGİLİ ARKADAŞLAR
Biz öyle bir devlet idik ki , bizim adaletimizi gören gayrimüslimler bile bizim egemenliğimizde yaşamak istiyorlardı.Bunun sebebi ancak şu olabilir:
1- Osmanlının adaletli olması
2- Halkınında devlete bağlı olması
3- Halkın ve devlet yöneticilerinin Allah'a bağlı olması
Evet işte bunlardı bizi biz yapan esaslar ama biz bunlardan koptuk. Saygı gösterilmesi gereken insanlara saygı göstermedik , saygı gösterilmemesi gerekenlere ise gösterdik ve bu hale düştük." Zararın neresinden dönülse kârdır " diye bir söz vardır, gerçektende öyle biz bu hale düştük ama bu halden kurtulmamız gerekiyor, bunun içinde hep birlikte çalışmamız gerekiyor. Gelin kendimize gelelim,Kur'an'a sarılalım,ondan başka yol yok ki, haydi tekrar eski halimize dönmeye! HAYDİ!
DÜNYADA NELER OLUYOR
7/1/2006dünyada neler oluyor yada oldurtulmaya çalışıyor herkes birşeyler söylüyor bakalım
sonumuz ne olacak?????
ALLAHIN selamı üstünüze olsun arkadaşlar öncelikle bir yanlış anlamaya mani olmak istiyorum
bazı arkadaşlar deccal ve fareye dönüşen kızı gerçek olarak sandığım için siteme koyduğumu sandılar belkide geçektir bunlar emin deyilim hayatta herşey olabilir bunları siteme koymamın nedeni bunları görüpte ibret almanız içindir eğer ALLAH isterse sizi bunlardan beter yapar ALLAH isterse deccalı şimdi gönderir ancak bildiğim kadarıyla henüz gelmedi vede gelişine zaman var. bazılarınıza göre bunlar insanlar tarafından uydurulmuş hikayeler ancak ben inanıyorumki deccal gelecek vede o geldiğinde sizler onu hemen tanıyamıyacaksınız deccal gelmiş olsaydı böyle internet sitelerinde yayınlanacak kadar kolay tanınmayacak çoğumuz ona inanacağız yani demek istediğim onun ilah olduğunu idda etmesi üzerine bunu kabul edeceğiz bunun nedenide imanımızın yarım vede yetersiz oluşudur kardeşlerim buna mani olmak isterseniz yani o geldiğinde onun anlattıklarına onun yaptığı mucizelere inanmak istemiyorsanız ibadetinizi yapın ama yürekten ibadet edin şuan eminim vede çevremden vede kendimden bildiğim kadarıyla ibadetimiz yarım gerçek bile sayılmaz çünkü namaz sadece eğilip kalkmak deyildir namaz yürekten gelen duygularla yapılan ibadettir biraz sonra ölecek gibi namaz kılmak gerçek ibadettir ibadeti sadece namazla kısıtlamamak gerekir çünkü islam dini o kadar büyük bir dindirki yolun ortasındaki taşı alıp kenara koymak bile ibadet sayılır anlattıklarım sizleri üzdüyse hoşgörün
ALLAHA EMANET OLUN
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Deccal Çıktımı
pakistanin lahur öyünde fakir bir dul kadinin oglu olan , babasi kabileler arasinda olan bir catismada ölmüs, cocuk tek gözlü dogmus iki kasin arasinda anasi bunu dogurduktan sonra bunu saklamis kimseye göstermemis korkunc sekli yüzünden ta ki her disari cikisinda kadin elbisesi ile yüzünü örterek disari cikartiyordu.
cocuk büyüdü ismi masum cocuktaki zeka fark edilince onu bir büyücü alip büyüttü sonra cin ve seytanlarla olan ilim ile ugrasti o kadar nami yükseldi ki tüm pakistanda ismi yayildi.
bir cok iyilesmeyen hastaliklari iyilestirdi cok harikulade olaylar yapiyor
egtimini bitirdikten sonra yüzünü acti tek gözle milletin karsina cikti, millet korkmaya basladi. bir cok harikulade seyler yapiyor bunlardan: elini atese atip yanmiyor, tas ve cam yiyor, deniz suyundan iciyor, elini her cansiza isaret ettyse yanina geliyor o cansiz hareket ediyor cagirmasina icabet ediyor, topraktan altin yapiyor ve korumasini ise bir kedi üstlenmis.
nami yayildiginda devlet bunu yakaliyor ve hapise atiyor ama onu yakaladiktan sonra acayip olaylar oluyor hapishanedeki bütün polisler korkudan ne yapacaklarini bilmiyorlar.
cünkü her ne kadar kapilari üzerine kitledilerse kapilar kendilerinden aciliyor en sonunda devlet caresizlikten bunu sali veriyor ve serbest birakiyor.
bu arada devlet din adamlari ve alimlerden yardim istiyor ama hic kimse buna karsi bir sey yapamiyor. en sonunda devlet bunu öldürmeye karar veriyor ama hic bir silah ona islemiyor.
devlet alimlerden yardim isteyince bir alim hadislere dayanarak bunun deccal oldugunu acikliyor ve bir ara sonra kayip olacagi ve horasana gidip ordan cikacagini acikliyor.
ama diger alimler ise bu deccal degilde büyük bir büyücü oldugunu söylüyorlar gidip yakalandiktan sonra onun sihrini iptal edeceklerini söylüyorlar, ertesi gün bunun evine baski yapiyorlar aynen olan oluyor masum kayiplara karisiyor ve nereye gittigini kimse bilmiyor ....
acaba bu deccal midir alimlerin dedigi gibi ?
alimler ise onun deccel oldugunu acikliyorlar ve bütün pakistan gazeteleri resmini yayiyor
buda yayinlanan resmi ve yazilan gazete : resmi yüklemek istedim gazetede yayinlandigi gibi ama yapamadim eger bir kardes yardim ederse resmi hemen yüklerim
sunuda acikliyayim pakistandaki alimler onun deccal olabilecegini söylüyorlar kayip olmus horasanda cikacak simdiki son cikisi degildir yinede yüce allah bilir
Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur; halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düş(meyi kabul et)sin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur.
Buhari, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Fiten 105, (2935); Ebu Davud, Melâhim 14, (4315),
Allahın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla inzar etti. Nuh aleyhisselam ümmetini onunla inzar etti, ondan sonra gelen peygamberler de. O, sizin aranızda çıkacak. Onun hali sizden gizli kalmayacak. Rabbinizin tek gözlü olmadığı size kapalı değildir. O ise sağ gözü kör birisidir. Onun gözü, sanki (salkımdan) dışa fırlamış bir üzüm dânesi gibidir. (İki gözünün arasında ke-fe-re yani kâfir yazılmış olacaktır. Bunu her müslüman okuyacaktır).
Buhari, Fiten 27; Müslim, Fiten 100-103, (169)-(2933).
Allah’u Teala mü’minlere Deccal’i tanıma imkanı sağlayacak ve onun oyunlarına karşı bir firaset ihsan edecektir. Enes (R.A.)’den rivayetle Efendimiz buyurur: “Deccal’in iki gözü arasında kalın bir hatla belli olan (her mü’mine aşikâr) kâfirun(yazısı) vardır. Sonra onu heceledi:Ke-fe-re.
